Adalet

Adalet, hakkın (doğrunun)  üstün tutulması, hakkın gözetilmesi,  haklıya hakkının verilmesi  ve hukuk kurallarına uyulması  anlamına gelir.

Adalet, doğru davranmak, insaflı, doğru, eşit olmak, eşit tutmak,  zulmetmekten uzak olmak, her şeye tam hakkını vermek, hakkınca düzeltmek,  kararlı ve ölçülü olmak, her şeyi yerli yerinde ve gereğince yapmak, istikamet ve hakkaniyet  üzerinde olmaktır.

Adalet,  hukuk kurallarına uygunluktur; hukukun ve vicdanın  üstünlüğüdür. Hukuk önünde bütün insanların eşit olmasıdır.

Adalet, hukuk önünde güçlü olanın değil, haklı olanın kazanmasıdır.

 “Adalet mülkün temelidir” ilkesini ön planda tutan devletler tarih sahnesinde yücelmiş, adaletten uzaklaşan devletler kargaşadan kurtulamamış ve yıkılıp gitmişlerdir.

Adalete güvenin olmadığı yerde, herkes kendi hukukunu uygulamaya başlar. Güçlü olanlar zayıf olanları ezer. Başka güç odakları oluşmaya başlar. Toplumda güvensizlik ve kargaşa olur.

Allah (cc) Kuran-ı Kerimde : “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. “ (Nahl.16,90)

 “Ey iman edenler, adil şahitler  olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adaletli olun. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)

Hz. Peygamber:  “Güçsüzün, incindiği ve hakkını alamadığı bir toplum yücelemez.”, “Yer ve gökler adaletle ayakta durmaktadır. ”

Hz. Peygamber zamanında hırsızlık yapan bir suçlunun affedilmesi için,  Hz. Peygamberin  çok sevdiği evlatlığının oğlu Üsame’yi aracı yapmak isterler. Durumu öğrenen Hz. Peygamber, insanların hatasını yüzüne vurmaz. Hutbeye çıkar ve insanlara şöyle der: “ Bazılarınıza ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar… Sizden önceki kavimlerin helak olmasının en büyük nedeni:  Onlardan hatırı sayılır biri bir suç işlediğinde onu affederler, gariban biri suç işlediğinde onu cezalandırırlardı.  Allah’a yemin ederim ki suçu işleyen kızım Fatıma dahi olsa onu cezalandırıp adaleti uygulamada asla tereddüt etmezdim.”

Adaleti ile meşhur olan Hz. Ömer’in halifeliği zamanında Kudüs fethedilir. Kudüs’ün yöneticileri şehrin anahtarını ancak Halife Ömer’e vereceklerini söylerler. Durumu haber alan Halife Ömer, kölesi ile bir deveye binerek Kudüs’e doğru yola çıkarlar. Yolda deveye köle ile nöbetleşe binerler. Kudüs’e yaklaşıldığında deveye binme sırası köleye gelir. Kölenin bütün ısrarlarına rağmen Halife Ömer  deveye binmez. Kudüs halkı Halife Ömer’i  karşılamak üzere şehrin dışına çıkarlar. Devenin üzerindeki kişiyi Halife Ömer zannederek şehrin anahtarını ona vermek isterler. Köle deveyi yularından çeken kişinin Halife Ömer olduğunu işaret eder. ..

Hz. Ömer halifeliği süresince geceleri sokaklarda dolaşıyor, ihtiyacı olan insanların yardımına koşuyor, görevlendirdiği yöneticilerin halka adaletli davranıp davranmadıklarını kontrol ediyordu. “Dicle kenarında bir kurt bir kuzuyu yese Allah onun hesabını  Ömer’den sorar” sözü Hz. Ömer’in adaletini anlatan güzel bir sözdür.

Hz. Ömer Hac mevsiminde valilerini Mekke’ye çağırır. Hacca gelen o vilayetin  halkını da çağırır; vali hakkındaki düşüncelerini sorar, valinin halka  adaletli davranıp davranmadığını kontrol ederdi.

Adalet  taksimcidir, bölüşülecek şeyleri o bölüştürür… fakat şaşılacak şey şu ki bunda ne cebir vardır ne de zulüm . “Adalet, her şeyi lâyık olduğu yere koymaktır. Ayakkabı ayağındır, külâh başın.” (Mevlana)

Hayatın her alanında adaletin gözetilmesi gerekir:  Sözde adalet, şahitlikte adalet, yargıda adalet, barışın sağlanmasında adalet,  borçlanmada adalet, senet ödemede adalet, aile hayatında adalet,  sorumlu olduğumuz kişilere karşı adalet…

Aile hayatında adalet: Eşler birbirlerine ve büyüklerine karşı, anne ve babalar çocuklarına  karşı adaletli davranmalı, çocuklar arasında ayrım yapmamalı ve çocuklara eşit davranışta ve paylaşımda  bulunmalıdır. Aile fertleri arasında adaletli davranmak ailede huzur ve mutluluğun yaşanmasına sebep olur.

Yönetimde adalet:  Yöneticiler sorumlulukları altında  bulunan insanlara karşı adaletli olmalıdırlar. Yönetimde görev verirken liyakat ön plana alınmalı. Emanetin ehil olanlara verilmesi adalet anlayışı gereğidir.

Tarih boyunca büyük devletler adaletleri ile ayakta kalmışlardır. Yıldırım Beyazıt gördüğü bir rüya üzerine bugünkü  Bursa Ulu Caminin bulunduğu yere bir cami yaptırmak ister. Caminin yeri  arsa sahiplerinden satın alınır. Ancak caminin ortasına denk gelen yerdeki evin sahibi yaşlı bir Hıristiyan kadındır. Evini satmak istemez. Bütün teklifleri geri çevirir. Caminin yapımından vazgeçilir. Yıllar sonra kadının öldüğü haberi gelir. Kadının mirasçıları aranır fakat  bulunamaz. Cami yapılır ama o kadının evine denk gelen yerin üzeri açık bir şekilde bırakılır. Namaz kılınacak yere dahil edilmez. Sonradan şadırvan yapılır ve üzeri açık bırakılır. Bu gün Bursa Ulu Caminin içinde bulunan o yer hala şadırvan olarak kullanılmaktadır.

Adalet, güç bendedir istediğimi yaparım değil, güç haklınındır, doğru olanın yapılmasıdır.

Hz. Peygamber: “Adaletli yöneticiler kıyamette Allah’ın gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı günde arşın gölgesinde gölgeleneceklerdir. “

Mahkemede adalet: Hukuk önünde haklı olana hakkı verilmelidir.  Yalan yere şahitlik edilmemeli,  doğru olan ne ise o söylenmelidir. İnsan öfkeyle veya düşmanlık duyguları ile hareket ederek adaletten ayrılmamalıdır.

Nitekim Kuran-ı Kerimde : “Ey îmân edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adâletten alıkoymasın. Âdil olunuz! “(Mâide sûresi: 8)

“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza  uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 135)

İş hayatında  adalet: Adalet her zaman hukukun üstünlüğü değildir. Adalet aynı zamanda vicdanın da üstünlüğüdür. Paraya ihtiyacı olan bir insandan elindeki bir eşyayı  fiyatının  altında bir değerden alması adalete uygun olabilir ama vicdana ve ilahi adalete uygun değildir. İşe ihtiyacı olan bir insanı emsallerine verilen ücretin  altında bir ücretle çalıştırması karşılıklı rıza ile olsa bile ilahi adalete uygun değildir.

 Hem işverenler adil olmalı, hem de çalışanlar yaptıkları işi en iyi şekilde yaparak, aldığı parayı hak ederek  çalışmalıdır. Çalışanlar arasında adaletli iş yükü verilmeli, çalışanlara ücretleri zamanında ve eksiksiz olarak  ödenmelidir. Çalışanlar kendilerine verilen görevi en iyi şekilde yapmalı, hizmet verdiği insanlar arasında ayırım yapmamalıdır.

Ticarette adalet:  Ticaretle uğraşan kişiler ticaretlerinde adil olmalıdır. Mal üretip satan kimse, ürettiği malda, ölçü ve tartıda hile yapılmamalıdır. Sahte senetler düzenleyerek, kalitesiz mal üreterek insanları kandırılmamalıdır…

İnsanların, ailelerin ve ülkelerin birbirleriyle olan anlaşmazlıklarında adaleti gözetmeleri çok önemlidir. Adaletin uygulanmadığı yerde sosyal ve ekonomik dengesizlikler baş gösterir. İnsanların birbirlerine olan güven duyguları azalır. Haksızlık ve kargaşa çoğalır. Toplumda  huzursuzluk ve mutsuzluk artar.

 Adil olmak herkese eşit davranmak değil,  herkese hak ettiğini vermektir.  Eşitlik ve adalet aynı şey değildir. Usta ile çırağın aynı ücreti almaması adaletsizlik değildir. İnsanlar yaptıkları işe göre ücret alırlar.

 ” İnsana iki, koyuna ise dört ayak verilmesinde bir eşitsizlik vardır, ama adaletsizlik yoktur. İnsana böylesi, koyuna da öylesi yaraşır…”

Adaletli davranan insanlar halk nazarında yücelir. Hz. Ömer’i “Adaletli Ömer” yapan adaleti olmuştur. Hz. Ömer’in söylediği: “Kenarı Dicle’de aşırsa bir kurt koyunu, sorar Adli İlahi Ömer’den onu” sözünün içeriğine  bugün içinde bulunduğumuz dünyanın her zamankinden daha çok ihtiyacı var…

28.11.2017 120